
Taijin'in General’i Li Shuang, hafızasını kaybetmiş bir adam bulur ve ona Jin An adını verir. Jin An, Li Shuang’a sadık bir şekilde hizmet etmeye başlar ve zamanla ona derin bir bağlılık hissi duyar.
Ancak hafızasını yavaş yavaş geri kazandıkça, aslında düşman bir ülkeden bir prens olduğunu keşfeder. Geçmişiyle yüzleşen Jin An, Li Shuang’a duyduğu sevgi ve sadakat ile kendi kimliği arasında bir çatışma yaşamaya başlar.
İki karakter arasındaki bağ, önceki hayatlarında derin bir aşkı ve sadakati barındırırken, şimdi birbirlerine karşı düşman olma zorunluluğu ile şekillenir.
Hem kişisel duygular hem de ulusal çıkarlar arasında sıkışan Jin An ve Li Shuang, birbirlerine karşı olan sevgi ve sadakatlerini test ederken, aynı zamanda büyük bir savaşın ortasında kalırlar.
Bu savaş, yalnızca dış düşmanlara karşı değil, içsel bir çatışmaya karşı da verilmesi gereken bir mücadeledir.
Birlikte, sadakatlerini ve inançlarını sorgularken, ikisi de kendi halklarının geleceği ve adalet anlayışları adına neyin doğru olduğuna karar vermek zorundadır.
Jin An, kendi kimliğini ve geçmişini kabul etme yolunda adımlar atarken, Li Shuang, ona olan güvenini yeniden inşa etmeye çalışır. Fakat ikisi de, savaşın ne kadar acımasız ve yıkıcı olabileceğini derinden hissederler.
Hikaye, aşk, sadakat, ihanet ve adalet temaları etrafında dönerken, iki karakterin birbirlerine karşı duyduğu güçlü duygular, savaşın ve görevin baskısıyla test edilir.
Geçmişin gölgeleri, iki tarafı birbirinden ayıran duvarları kaldırmaya çalışırken, aynı zamanda onların insanlıklarına ve inançlarına olan bağlılıklarını yeniden şekillendirir.
Sonunda, Jin An ve Li Shuang, hem birbirleriyle hem de kendi halklarıyla yüzleşerek, adaleti sağlamaya ve savaşı sonlandırmaya çalışırlar.