
Güney Kore İmparatorluğu’nun yaşlanan imparatoru ciddi şekilde hastalanınca, kraliyet ailesi ve hükümet yetkilileri, tahtın geleceğini güvence altına almak için veliaht prens Lee Shin’in evliliğini gündeme getirir.
Geleneklere göre, prensin evleneceği kişi, kraliyet soyuna uygun biri olmalıdır. Ancak Lee Shin’in kalbi, uzun süredir birlikte olduğu yetenekli bir balerin olan Min Hyo Rin’e aittir.
Hyo Rin, sanatıyla hayallerini gerçekleştirmek isteyen hırslı bir genç kadındır ve kraliyet ailesinin baskıcı kurallarına uymak istemediği için prensin evlilik teklifini geri çevirir.
Bu reddediliş, Lee Shin’in hayatını tamamen değiştirir. Ailesinin baskısı ve devletin geleceğini koruma zorunluluğu nedeniyle, kader onu hiç beklemediği birine, sıradan bir lise öğrencisi olan Shin Chae Gyeong’e yönlendirir.
Chae Gyeong, sanatla ilgilenen, neşeli ve hayalperest bir kızdır. Bir anda kendini kraliyet ailesinin içinde bulan genç kız, bu yeni hayatına uyum sağlamakta zorlanır.
Kraliyet sarayının katı kuralları, politik entrikalar ve halkın gözleri önünde yaşamak onun için büyük bir sınav olur.
Lee Shin ve Chae Gyeong, tamamen farklı dünyalardan gelen iki genç olarak zamanla birbirlerini anlamaya başlarlar.
İlk başta zorunluluktan doğan bu evlilik, zaman içinde ikisi için de farklı duygular uyandırmaya başlar.
Ancak geçmişte kalan aşk, saraydaki güç mücadeleleri ve kraliyet ailesinin gelenekleri, onların mutluluğu için büyük engeller oluşturmaktadır.
Bu hikâye, modern bir monarşinin içinde geçen aşk, sorumluluk ve kendini bulma sürecini anlatırken, kraliyet entrikaları ve duygusal çatışmalarla dolu sürükleyici bir yolculuk sunuyor.