Ji Hyung Joo, şiddet suçları biriminde çalışan bir dedektiftir. Eskiden trafik polisiydi ama aradığı bir suçluyu yakaladıktan sonra terfi almıştır.
Bu değişikliğin üzerinden yedi yıl geçmiştir ve Hyung Joo, her zaman nasıl rahatlayacağını bilen yetenekli bir insandır.
Başta, bir yıl geriye gitme ve hayatını “yeniden başlatma” fırsatına sahip olduğu için mutlu olsa da, zamanla bu süreçteki gizemli olaylar artmaya başlayınca, gerçeği ortaya çıkarmak için araştırmalara başlar.
Hyung Joo'nun, zaman yolculuğu yaptığı on kişiyle birlikte yaşadığı bu gizemli olaylar, kaderlerin nasıl şekillendiğini ve kimlerin bu değişikliklere sebep olduğunu sorgulatacaktır.
Hikaye, Japonca "Repeat" adlı romandan uyarlanmıştır.
Bu roman, zaman yolculuğunun doğurabileceği tehlikeleri ve her bir bireyin kendi hayatındaki değişikliklere nasıl adapte olabileceğini sorgulayan bir yapıyı barındırır.
Hyung Joo ve diğer dokuz kişi, geriye gittikleri bu bir yıllık zaman diliminde, daha önce fark etmedikleri birçok gizemle karşılaşırlar.
Kaderlerinin değişmesiyle, her birinin hayatında birer değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler bazen onları daha iyi bir yola yönlendirirken, bazen de korkunç sonuçlarla karşılaşmalarına neden olur.
Bu yolculuk sadece kişisel bir "yeniden başlatma" değil, aynı zamanda ölümcül bir oyunun içine çekilme anlamına gelir.
Hyung Joo'nun görevi, sadece kendi hayatını değil, birlikte olduğu diğer kişilerin de hayatlarını kurtarmaktır.
Zaman yolculuğunun sunduğu fırsatlar, her bireyin kararlarını ve eylemlerini daha karmaşık hale getirir.
Onlar, bu yeni zaman çizelgesinde yapacakları seçimlerle birbirlerinin kaderlerini değiştirebileceklerdir.
Ancak her değişiklik, beraberinde bilinmeyen sonuçlar getirecektir. Kaderin yörüngesine bir kez daha müdahale eden bu grup, gerçeği ortaya çıkarana kadar yaşadıkları her anı sorgulayacaktır.
Hyung Joo'nun liderliğinde, grup, geçmişin ve geleceğin kesiştiği noktada gizemli olayları çözmeye çalışırken, zamanın kendisiyle ilgili derin sorularla yüzleşir.
"Bir yıl önce ne olmuştu?" sorusu, sadece zaman yolculuğunun gizemi değil, aynı zamanda kişisel bir hesaplaşmanın da başlangıcı olacaktır.
Ryu, yetenekli genç bir yazardır ve lise yıllarından beri birlikte olduğu sevgilisi Pin ile mutlu bir ilişki yaşamaktadır.
Birbirlerini severler ve evlenmeyi planlamaktadırlar.
Fakat Ryu’nun kaderi yüzünden, bir trafik kazasında Pin'i sonsuza kadar kaybeder. Bu trajedi Ryu'yu derinden etkiler ve kendini suçlamaya başlar.
Kendini içkiyle avutmaya başlar ve tüm dünyadan çekilir.
Ancak, Ryu’nun çalıştığı şirketteki patronunun torunu olan Arm’in gelmesiyle, Ryu’nun dünyası yavaşça yeniden ışıkla dolar. Arm ile kurdukları ilişkiler derinleştikçe, Ryu’nun kararmış olan hayatı bir nebze de olsa yeniden renklenmeye başlar.
Bir gün, Ryu kanser olduğunu öğrenir ve ömrünün sonlarına gelmiş olduğunu fark eder.
Bunun üzerine, Arm tamamen Ryu’nun bakımına kendini adar ve birlikte yaşamaya karar verirler. Fakat, dünya her zaman acımasızdır.
Ryu ve Arm, onları ayıran bir gerçeği öğrendiklerinde hayatları bir kez daha altüst olur.
Bu gerçek, ikilinin arasını açar ve Ryu, Arm’in hayatından kaybolur.
Arm, Ryu’yu her türlü yöntemle bulmaya çalışır ama bir türlü başarılı olamaz. Ta ki bir gün, Arm bir kutu bulana kadar. Bu kutu, her sorunun cevabını barındırmaktadır.
Hikaye, kaybın derin acısı, kendini suçlama, umut ve yeniden başlama temalarını işler.
Ryu’nun hayatına dokunan insanlar ve yaşadığı olaylar, ona hem acı hem de gerçek anlamda bir dönüşüm yaşatır.
Arm’in sevgisi, Ryu’nun acı dolu yolculuğunda ona bir umut ışığı olur, ancak her şeyin sonunda gerçeklerin ortaya çıkmasıyla, her şeyin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha gözler önüne serilir.
Kutu ise, bu ilişkinin sonlanmış olan, ancak hâlâ açığa çıkmayı bekleyen gizemlerini ve cevapları barındırmaktadır.
Bir kadının hikayesi, köyünden kovulup "cadı" olarak yaftalanırken, hoşlandığı erkekler yaralanıp ölür.
Bu olaylar yüzünden köy halkı kadını suçlar ve onu dışlar. Ancak bir adam, bu kadını ölüm kanunundan kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atar ve peşinden gider.
Bu adam, kadının suçsuz olduğunu ve kaderinin kurbanı olduğunu savunarak ona yardım etmeye karar verir.
Köydeki insanlar, kadının hoşlandığı erkeklerin ardı ardına kötü kaderlere uğramasını, onun cadılıkla ilişkilendirirler.
Bu durum, kadının suçlanmasına ve dışlanmasına yol açar. Her bir kayıp, halkın gözünde kadının suçluluğunu pekiştirir.
Ancak bu, kadının içindeki masumiyetin ve sevgiye olan tutkusunun yok olmasına neden olmaz.
Bir gün, kadını savunmaya karar veren adam, köyün yasalarına karşı çıkarak onu öldürülmekten kurtarmak için harekete geçer.
Adam, kadının masumiyetini ispat etmeye çalışırken, peşindeki tehlike her geçen gün büyür.
Bu ikili, kaderin zorlu sınavlarıyla yüzleşirken, aşk ve cesaretin ne kadar güçlü olabileceğini keşfederler.
Hikaye, sevgi, suçluluk, cesaret ve toplumun baskılarının arasındaki derin çatışmayı keşfederken, aynı zamanda insanlar arasındaki bağların bazen hayatta kalmak için her şeyden daha önemli olduğunu vurgular.
Bir çift, şans eseri karşılaştıkları tatlı bir anla birbirlerine aşık olur ve kısa sürede bir aşk hikayesi başlar.
Duygusal anlar, heyecan verici ilk buluşmalar derken, evlilik teklifi ve bir düğünle her şey mükemmel görünür.
Ancak evlilik hayatı, hayal ettikleri gibi sihirli bir masalın içinde değil; her gün karşılaşılan zorluklarla, anlaşmazlıklarla, iletişim eksiklikleriyle ve gerçek dünya problemleriyle doludur.
Bu çift, birlikte yaşamanın, birbirlerine karşı sabırlı olmanın ve zaman zaman büyük fedakarlıklar yapmanın ne anlama geldiğini öğrenmeye başlar.
Romantik hayallerle başlayan ilişkileri, birbirlerinin kimliklerine ve ihtiyaçlarına saygı duyarak, gerçek anlamda bir bağ kurmayı gerektirir.
Ve bu, onların daha önce fark etmedikleri birçok yönünü keşfetmelerine, kırılganlıklarını ve güçlü yönlerini anlamalarına yardımcı olur.
Evliliklerinin başlangıcıyla hayal kırıklıkları, zor kararlar ve gerçek hayattaki sınırlamalarla yüzleşmek zorunda kalan çiftin yolculuğu, onların büyümelerini ve aşkı yeniden tanımlamalarını sağlar.
Masal gibi başlayan hikaye, sonunda birbirlerine nasıl daha derin bir bağla bağlandıklarını keşfettikleri anlamlı bir yolculuğa dönüşür.
Bai Xiao Duo, hayatı boyunca düşük benlik saygısıyla mücadele eden, kendisini korumak adına sürekli yalanlar söylemeye alışmış bir genç kadındır.
Kendine güveni az ve toplumun beklentileriyle boğuşan Xiao Duo, her fırsatta gerçeği saptırarak içsel boşluklarını ve korkularını örtmeye çalışmaktadır.
Ancak, bu yalanlarla kendini güvenceye alabileceğini düşünse de, içindeki acı hiç dinmemektedir.
Bir gün, üniversite topluluğunda, çizimle arası son derece iyi ve aynı zamanda çok zeki olan Su Yan Cheng ile tanışır.
Yan Cheng, yalnızca sanata olan düşkünlüğüyle değil, aynı zamanda insan ilişkilerinde de oldukça dürüst, açık sözlü ve güvenilir bir kişilik olarak öne çıkmaktadır.
Yalanlara karşı duyduğu derin nefret nedeniyle, Xiao Duo'nun hemen yalanlarını fark eder ve bu durum, ikisinin de yaşamlarını derinden etkileyecek bir yolculuğun başlangıcını işaret eder.
İlk başlarda birbirlerinden çok farklı olan bu iki insan, zamanla bir dizi beklenmedik olay sayesinde birbirlerine yakınlaşır.
Su Yan Cheng'in sabırlı yaklaşımı ve Xiao Duo'nun içsel çatışmalarını anlamaya çalışması, onları bir adım daha birbirlerine yaklaştırır.
Yan Cheng, Xiao Duo'yu, sadece yalanlarla korunmuş olan bir dış kimlikten daha fazlası olduğuna ikna etmeye çalışırken, Xiao Duo da Su Yan Cheng'e karşı duyduğu güvenle, yavaşça gerçek benliğini açığa çıkarmaya başlar. Her ikisi de bu süreçte, geçmişin acılarına ve hatalarına bakarak, birbirlerinin içsel yaralarını iyileştirmek adına büyük adımlar atarlar.
Zamanla, bu iki zıt kutup arasında bir denge kurulur. Su Yan Cheng'in dürüstlüğü, Xiao Duo'nun dünyasına bir ışık tutarken; Xiao Duo'nun içsel gücü de Yan Cheng'in duygusal kalıplarını kırmasına yardımcı olur.
Birbirlerine verdikleri destekle, önceki yaşamlarının gölgesinden çıkıp, daha sağlıklı bir benlik algısına ulaşırlar. Bu süreç, her birinin kendisiyle barış yapmasını sağlar ve sonunda, gerçeği kabul etmenin ne kadar iyileştirici bir güç taşıdığını fark ederler.
Bu yolculuk, sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda kendini keşfetme ve iyileşme sürecini de anlatan, derin bir dönüşümün öyküsüdür.
Bai Xiao Duo ve Su Yan Cheng, sadece birbirlerini değil, aynı zamanda kendi içlerinde kaybettikleri gücü ve güveni yeniden bulurlar.
Wang Chan, ailesinin cenaze şirketinin beklediği mirası taşımak zorunda kalan, bir yandan da bu işin yükü altında ezilen bir gençtir.
Fakat hayatını değiştirecek bir durumda, soğukkanlı ve duygusal anlamda oldukça uzak olan Tang Tu-chih ile zoraki bir ortaklık kurmak zorunda kalır.
Bu işbirliği, her ikisini de farklı bir yolda birleştirir.
Diğer taraftan, Tu Ching-ho ve Chang Yi-ching, yıllardır gizlice birbirlerine aşık olan, ancak toplumun baskılarından dolayı bu duyguları açıkça ifade edemeyen iki yakın arkadaştır.
Ancak Chang Yi-ching’in ailesi tarafından zorla yapılan bir düzenli evlilik, onların aralarındaki ilişkinin kırılmasına ve duygusal bir çıkmaza girmelerine neden olur.
Aşklarının ve arkadaşlıklarının sınavı, bu evlilik ile başlar.
Cenazelerle ilgili bir dünyada, birbirinden farklı ve zıt olan bu dört gencin geçmişlerinin izlerini silip, aşkı ve hayatı yeniden keşfetmeleri, film ya da dizi boyunca izleyenleri duygusal bir yolculuğa çıkarır.
Bu süreç, toplumun geleneksel normlarından sıyrılarak, her birinin kendi kimliğini bulma ve gerçek aşka ulaşma hikayesine dönüşür.
Liao kardeşlerin çocuklukları, korkunç bir katliamla sonsuza dek değişir.
O dönem, birbirlerine sımsıkı bağlı, zeki ve başarılı iki dedektif olarak bilinirlermiş.
Vaka çözme konusunda ellerinden gelen her şeyi yapar, adaletin peşinden koşarlarmış.
Ancak, çocukluklarında yaşadıkları korkunç olay, onları farklı yollara sürükler. Birbirlerine olan bağlılıkları ve ortak amaçları bir anda parçalanır.
Liao kardeşler, içsel mücadeleler ve vicdan azaplarıyla boğuşarak, bir yanda geçmişin acılarını unutmaya ve kendilerini affetmeye çalışırken, diğer yanda intikam ateşiyle yanmaktadırlar.
Bir kardeş, adaletin peşinden gitmek ve toplum için doğru olanı yapmak isterken, diğer kardeş geçmişin acılarını hala taşımaktadır ve her şeyin bedelini ödetmek için intikam yoluna sapar.
Bu arayış, onları zamanla tamamen karşı karşıya getirir.
Bir zamanlar birlikte çözmeyi hayal ettikleri vakalar, şimdi birer savaşa dönüşür.
Her ikisi de adaletin farklı yönlerini savunur, ama sonunda kendilerini aynı hedefe ulaşmak için birbirlerinin düşmanı olarak bulurlar.
Liao kardeşlerin hayatlarındaki bu kırılma noktası, sadece kendi geçmişleriyle değil, toplumun ve bireysel değerlerin çatışmasıyla da yüzleşmelerine sebep olur.
İntikam, affetme, adalet ve kötülük arasındaki bu ince çizgide, her iki kardeşin birbirlerine karşı duyduğu sevgi ve nefret karmaşık bir şekilde iç içe geçer.
Luo Lingyu, bir zamanlar yüksek soylu bir aileye mensupken, ailesinin iflas etmesiyle birlikte sosyal statüsü hızla düşer.
Güvendiği her şey yıkılmıştır ve en yakın destekçisi olan kız kardeşiyle birlikte hayatta kalabilmek için güvenli bir liman arayışına girerler.
Jianye’ye ulaşmaya çalışırken, yolda karşılaştıkları çaresiz bir adamı kurtarır.
Ancak, o dönemde toplumun ağır sosyal normlarına ve kadınların yerini belirleyen katı kurallara uygun hareket etmek zorunda kaldığından, bu adamı daha sonra ona zarar vermemesi için denize atmak zorunda kalır.
Bu olay, onun içinde bulunduğu derin bir vicdan azabına yol açar.
Fakat bilmediği bir şey vardır: Denize ittiği bu adam, aslında Lu ailesinin üçüncü genç efendisidir—zengin, güçlü ve saygıdeğer bir ailenin varisi.
Luo Lingyu, kendisini savunmak ve geçirdiği zor günlerin ardından bir şans elde edebilmek için bu adamın ilgisini kazanmayı umarak ona yaklaşır.
Ama her seferinde başarısız olur ve ona sürekli engeller çıkar.
Her hamlesi bir şekilde dikkatle izlenir ve her adımında karşısına çıkan engeller, onu daha da zor durumda bırakır.
Ancak, Luo Lingyu başka birine yöneldiğinde, adam buna göz yummaz ve onu bırakmak istemez.
Bu tutkulu, garip ilişki, zamanla daha karmaşık hale gelir ve bir tarafın sürekli olarak çekimser kalması, diğerinin ise her zaman ona yaklaşmaya çalışması, olayları çetrefilleştirir.
Seul Gi, Hyeon Nam ve Sun Tae, Seul'deki ünlü bir çikolata fabrikasında çalışmaktadır.
Birbirlerinden farklı kişiliklere sahip olan bu üç arkadaş, her yıl olduğu gibi, Sevgililer Günü için özel çikolatalar hazırlamak üzere birbirleriyle yoğun bir şekilde çalışmaktadırlar.
Seul Gi, neşeli ve her zaman olumlu düşünen bir kadındır, ancak duygusal anlamda oldukça yalnızdır.
Hyeon Nam, işine derin bir şekilde odaklanmış, insanlarla pek de ilgisi olmayan biri olarak görünse de, aslında içsel dünyasında çok büyük bir boşluk hissi taşımaktadır. Sun Tae ise kıvrak zekası ve esprili tavırlarıyla dikkat çekerken, derinlerde sakladığı yalnızlıkla boğuşmaktadır.
Bir gün, fabrikaya gelen esrarengiz bir müşteri, eski bir çikolata dükkânının sahibi olan Hong Sa Jang, her şeyin seyrini değiştirir.
Hong Sa Jang, dükkanını terk ettikten sonra uzun yıllar boyunca kimseyle iletişim kurmamıştır.
Gizemli bir figür olan Hong Sa Jang, özel bir saat dükkanının sahibi olarak bilinse de, zamanla çikolata yapma sanatına da büyük bir ilgi duymaya başlamıştır.
Yalnızca Sevgililer Günü için özenle tasarlanmış el yapımı çikolatalar yapmaya karar verir ve üçlüyle çalışmaya başlar.
On yıl önce, Shen Song’un klanı acımasız bir katliama kurban gitti.
O gece, ailesini ve sevdiklerini kaybeden genç Shen, mucizevi bir şekilde hayatta kalmayı başardı.
Ancak geçmişin ağırlığıyla savaşmaktan yorulmuş, intikam yerine huzuru seçerek kimliğini gizlemiş ve küçük bir kasabada mütevazı bir aşçı olarak yeni bir hayat kurmuştur. Fakat kaderin onun için başka planları vardır.
Geleneksel Bahar Festivali sırasında, görkemli kutlamalar devam ederken aniden çıkan bir yangın, toprağın altına gömülü eski kalıntıları açığa çıkarır.
Yangının küllerinden yükselen bu sır, Shen Song’un uzun süredir unuttuğunu sandığı geçmişini yeniden su yüzüne çıkarır.
İmparatorluk yetkilileri, kalıntıların önemini fark edip bir soruşturma başlatırken, Shen Song’un bilgeliği ve keskin zekâsı dikkat çeker.
Onun geçmişine dair söylentiler hâlâ kulaktan kulağa dolaşmaktadır ve imparatorun özel emriyle, sivil bir araştırmacı olarak görevlendirilir.
Şimdi, sadece yemek tarifleriyle değil, aynı zamanda cinayetler, kayıp kişiler ve komplolarla da ilgilenmesi gerekmektedir.
Her çözdüğü dava, onu karanlık bir gerçeğe biraz daha yaklaştırırken, ailesinin katliamının basit bir soygun ya da ihanet olmadığını fark eder. Gölgelerde gizlenen düşmanlar, Shen Song’un geçmişte yarım bıraktığı savaşı bitirmesi için onu beklemektedir.
Bir zamanlar masum bir çocukken, artık sadece hayatta kalmaya çalışan bir adam değildir—adaletin ve hakikatin peşinde, geçmişin sırlarını aydınlatmaya kararlıdır. Ancak bu yol, onu nasıl bir sona götürecektir?