10 yıl boyunca Amerika'da yaşadıktan sonra, Hu-young'un Kore'ye dönüşü, bir zamanlar kaybettiği duygulara ve anılara tekrar ulaşmasını simgeliyor. İlk aşkı Hong-ju ile bir kafede karşılaşması, bir anlamda geçmişin yeniden gün yüzüne çıkmasıdır. Bu, tıpkı çok tanıdık ve romantik bir şekilde gerçekleşen tesadüflerle anlatılmak istenen bir olgudur: Peter Pan'ın Wendy'nin odasına uçması ya da prensin Cinderella'nın kaybolan cam ayakkabısını bulması gibi olaylar, geçmişin güzel anılarına yeniden kavuşmakla ilgilidir.
Hu-young, yıllar geçmesine rağmen, Hong-ju'nun önünde hala aynı duygusal naifliği ve beceriksizliği taşır. Bu durum, zamanın sadece dışsal değişimlere yol açtığını ama duygusal bağların zamanla zayıflamadığını, aksine belirli anlarla yeniden canlandığını gösterir. 19 yaşındaki bir gencin duygusal saflığını ve heyecanını yeniden keşfetmesi, bir tür zaman yolculuğu gibi, her şeyin yeniden taze bir şekilde başlaması anlamına gelir.
Son olarak, geçmişin solmuş günleri, yeniden Hong-ju ile geçirilen zamanla birlikte rengarenk bir şekilde canlanır. Burada "gökkuşağı" ifadesi, taze ve renkli anıların, yeniden ortaya çıkan duyguların, tıpkı bir gökkuşağının tüm renkleri gibi, hayatı ve ilişkiyi daha parlak hale getirdiğini simgeliyor.
Bir zamanlar, acımasız ve karanlık bir iblis, dünyaların ötesinde hüküm süren korkunç güçlere sahipti. Yüzyıllarca süren hırsları ve kanlı zaferleriyle tanınan bu iblis, hayatını sadece güç ve intikam için adamıştı. Ancak, güç arayışı onu, cesur ve zalim bir kadının karşısına çıkmaya mecbur etti.
Kadın, adını bile duymaktan korkulan bir zenginlik ve soğukkanlılıkla tanınıyordu. Taş gibi bir kalbi, ona ne sevinç ne de acı getirirdi; duygularından çok, hırsları ve hesapları ön plandaydı. Her şeyin bir fiyatı vardı, ve bu kadının bir tek arzusu vardı: Gücün zirvesine ulaşmak. İşte bu noktada, iblisle yaptığı anlaşma başladı.
Bunun karşılığında, kadın hem sonsuz zenginlik hem de ölümsüzlük vaat ediyordu. İblisin gözleri, bir fırsatın arifesinde parladı. Ama farkında değildi ki, bu anlaşma ona korkunç bir bedel ödetecekti.
Kadın, iblise güçlerini geçici olarak kullanma şansı sunarak, onu bir tür tuzağa çekmişti. İblis, kendi doğasında var olan karanlık büyülerin zirvesine ulaşma yolunda, hızla gücünü kaybetmeye başladı. Kadın, iblisin en derin sırlarını çözmüştü, çünkü aslında kadının ta kendisi, iblisin kaybettiği en değerli şeyi—kendisinin kalbini—tutuyordu.
Iblis, kalbinin kaybolduğunun farkına vardığında, neyin eksik olduğunu anlamaya çalıştı. Taş kalpli kadının onun gücünün anahtarı olduğunun farkına varmak uzun sürmedi. Çünkü kadının tam içsel soğukluğu, iblisin kaybettiği empati, şefkat ve insani yönlerinin bir yansımasıydı. Bu soğuk kalp, iblisin içinde var olan insani yönlerin bir yankısıydı, ve bu yankıyı bulmak, gücünün kaynağını yeniden keşfetmek demekti.
İblis, gücünü geri kazanmak için kadını ikna etmeye çalıştı. Ancak kadının taş kalbi, hiçbir şeyin ona dokunmasına izin vermedi. Kadın, bu çetin mücadelede, iblisin kaybettiği insani değerlerin ve duyguların gücünü elinde tutuyordu. Bu güç, kadının karanlık bir sır olarak gizlediği, zamanla ortaya çıkacak olan bir kaderin habercisiydi.
Her şeyin bedeli vardır, ve kadının taş kalbi, sadece iblis için değil, kendi için de bir hapis olabilirdi. Ancak ne iblis ne de kadın, bu ilişkinin ne kadar karmaşık ve tehlikeli olacağını henüz tam olarak anlayamamıştı. Güç, zenginlik, soğukkanlılık ve kalp kırıklığı, bu iki varlığın arasındaki anlaşmanın her anını etkileyecekti.
İblisin kaybettiği güç ve kalp, kadının soğuk ve sert tavırlarının ardında gizliydi, ama bu gizemi çözen biri olacak mıydı? Ya da güç, sonunda her ikisini de tüketip yok mu edecekti?
Bir erkeklerden oluşan bir e-spor takımına katıldıktan sonra, bir amatör oyuncu yeteneklerini test eder ve takımını dünya şampiyonalarına taşır.
Bu metni daha detaylı ve geniş bir şekilde açıklayacak olursam:
Bir kadın oyuncu, erkeklerden oluşan bir e-spor takımına katılır ve bu alanda yeteneklerini keşfeder. Başlangıçta amatör bir oyuncu olan bu kadın, takım içindeki erkek oyuncularla birlikte, e-spor dünyasında kendini kanıtlama fırsatı bulur. Takım üyeleri arasında uyum sağladıktan sonra, belirli bir süre içinde yetenekleri gelişir ve stratejik zekâsıyla takımı yönlendirmeye başlar. Hızla başarılar kazanan takım, sonunda dünya şampiyonasına katılma hakkı elde eder. Bu süreç, yalnızca oyuncunun kişisel gelişimini değil, aynı zamanda cinsiyet bariyerlerini aşarak kadın oyuncuların da e-spor arenasında yer edinebileceğini gösteren önemli bir hikâye haline gelir.
Mok Sol Hee, doğuştan sahip olduğu sıra dışı bir yetenekle dünyaya gelmiştir: O, insanların yalan söyleyip söylemediğini anında fark edebilen bir "doğruyu söyleme dedektörüdür." Bu yetenek, çevresindeki herkesin her an söylediği her sözü analiz etmesine olanak tanır. Ancak, bu güç onun için bir lanet halini almıştır. Mok Sol Hee, insanları anlamak ve onların hislerini derinden hissetmekle birlikte, bu yeteneği yüzünden kimseye tam anlamıyla güvenememektedir. İnsanların söyledikleri gerçekleri her zaman duyuyor olmak, onun içsel dünyasında sürekli bir yalnızlık ve şüphe oluşturur.
Başlangıçta, bu yeteneğini bir tür güç olarak görmüş ve yaşama katılmak adına kullanabileceğini düşünmüştür. Fakat zamanla, insanların yalancı yüzlerini görmek, maskelerin ardındaki karanlık düşünceleri duymak, onun hayata olan inancını zedelemiş ve onu yalnızlaştırmıştır. Ne kadar insanlar onun yanında olabilirlerse de, Mok Sol Hee bir başkasıyla gerçek bir bağ kurmaktan kaçınmıştır. Herkesin ardında bir sır olduğunu bilmek, her ilişkinin bir oyun ve manipülasyon olabileceğini görmek, onun ruhunu kemiren bir yük haline gelmiştir.
Bir gün, Mok Sol Hee'nin yolu, masumiyetini savunan ancak kimse tarafından inanılmayan bir cinayet şüphelisiyle kesişir. Lee Jun Ho, genç ve saf bir adamdır, fakat ona göre "masumiyet" ispatlanamayan bir suçla ilişkilidir. Jun Ho'nun suçsuz olduğuna dair yaptığı her açıklama, herkesi daha da şüphelendirir. Ancak Mok Sol Hee, her zaman olduğu gibi, onun sözlerinin doğruluğuna dair içsel bir hisse sahiptir; Jun Ho'nun söyledikleri doğru ve içten görünmektedir. Ama işin garip yanı, Sol Hee'nin bu hissi her zaman yanılabilir. O nedenle, bu durum hem onun içsel çelişkilerine hem de çevresindeki dünya ile olan güven sorununa odaklanmasına yol açar.
Mok Sol Hee, bu şüpheli cinayet davasına dahil olurken, karşılaştığı duygusal ve zihinsel yük, onu daha da zor durumda bırakır. Çünkü, bir yandan Lee Jun Ho'nun masumiyetine inanmak zorundadır, diğer yandan bu inanışa dair güveni sorgulayan bir içsel sesle mücadele etmek zorundadır. Ayrıca, Sol Hee'nin yeteneğiyle, insanların yalanlarını fark etmesi ona sürekli bir gerilim ve huzursuzluk yaşatmaktadır. Her insanın bir yalana bürünmesi, onun huzursuzluğunun bir yansımasıdır. İnsanları anlamak ne kadar kolay görünse de, bu yetenek ona gerçek bir yalnızlık getirir. Çevresindeki herkesin gerçek niyetlerini görebilmek, onun insanlarla olan bağlarını daha da zayıflatır.
Davanın derinliklerine indikçe, Mok Sol Hee, Lee Jun Ho'nun masumiyetini ispatlamak için hem içsel şüpheleriyle hem de dış dünyadan gelen baskılarla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Yeteneği, bir yandan ona doğruları gösterse de, aynı zamanda yanlış olanları da görmesine neden olur. Mok Sol Hee, insanların doğruyu ve yanlışı nasıl manipüle ettiklerini görürken, sonunda kendi vicdanı ve güven duygusu ile yüzleşecektir. Bu, onu ruhsal bir yolculuğa çıkaracak ve belki de kendi hayatını yeniden sorgulamasına neden olacaktır.
A romantic music coming-of-age drama about grandmother Oh Mal-soon, who turns into a 20-year-old Oh Doo-ri overnight and enjoys her shining prime once again.
Although Aoshima and Yukino work at the same company, they have never spoken to each other. One day, they happen to meet at a bar that Yukino frequents, and they end up sitting next to each other! When she receives a call from a friend, Yukino remembers that she had made a promise to attend a wedding "with her boyfriend" and panics, saying, "Oh no, we broke up six months ago...!"
The wedding is next week, and Yukino is worried about what to do. She asks Aoshima to pretend to be her boyfriend for just one day and attend her friend's wedding. To her surprise, he agrees! Yukino is relieved, but in fact, Aoshima has a plan...
As they pretend to be together, Aoshima somehow starts to become interested in Yukino, who she had no interest in at all, and Yukino is at the mercy of a mean, younger tsundere boy. What will become of their "contract love"?
Bu karmaşık aşk hikâyesi, bir emlak şirketinde çalışan ve iş hayatı kadar aşk hayatı da umutsuz olan bekâr Heng’in, patronu şube müdürü Kongdech’in telefonunda ve bilgisayarında kendi fotoğraflarına rastlamasıyla başlar. Heng, bu durumu oldukça garip bulur, özellikle de Kongdech’in otuz yıldır evli olduğu düşünülürse. Öte yandan, Kongdech’in kızı, annesinin ölümünün ardından yıllardır babasına bir eş bulmaya çalışmaktadır. Babasının aşık olabileceğini öğrendiğinde, yaptığı küçük bir araştırma sonucunda bu kişinin şirketten biri olduğunu düşünür. Heng’e, şanslı kadının kim olduğunu bulmasında yardım etmesini ister, ancak baba-kız, Heng’in aslında babalarının kalbini çaldığını keşfeder. Şokun ardından soğukkanlılığını yeniden kazanarak, babasının bu ilişkisinden kurtulmak için her şeyini ortaya koyar. Kongdech’in itirafı, Heng’i derinden sarsar çünkü daha önce hiç erkeklerden hoşlanmamıştır, hele ki bu itirafın Kongdech’den gelmesi Heng için daha da şaşırtıcıdır. Dahası, yeni iş arkadaşı ve oda arkadaşı Mo da Heng’e aşık olur. Heng, kalbi için mücadele eden iki adamla karmaşık bir durumun içine düşer.
Gong Ryong, bir kadın doğum uzmanı olup, uzay turisti olarak birkaç günlüğüne uzay istasyonunda kalacak, ancak aslında gizli bir amacı vardır. Gong Ryong, Kore'nin en büyük holdinglerinden biri olan MZ Grubu’nun gelecekteki damadıdır. Komutan Eve Kim, komutanlık kariyerindeki ilk görevini almak üzere uzay istasyonuna gider. Eve Kim, her türlü tehlikenin bulunduğu bir ortamda kurallara sıkı sıkıya bağlı, mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahiptir ve en küçük hataya bile tahammülü yoktur. Kang Gang Su, uzay istasyonunda meyve sineği araştırmaları yapan bir bilim insanıdır. Küresel bir finans şirketinin sahibi olan ailenin ikinci oğlu olan Kang Gang Su, şimdiye kadar sorunsuz bir hayat sürmüştür. Ancak bir anda uzaya çıkarak, tehlikeli bir maceraya atılır. Gong Ryong’un kız arkadaşı Choi Go Eun, MZ Grubu’nun başkanının son varisidir. Güzellik ve zekâya sahip olmasının yanı sıra son derece yetenekli ve harika bir rol modeldir.
Uzak bir kırsal kasabada, badminton dünyasında ünlü olmayı hayal ederek büyüyen Haenam Ortaokulu'ndan 16 yaşındaki erkek ve kızların hikayesi anlatılmaktadır. Ra Young Ja, geçmişte efsanevi bir badminton oyuncusuydu.
Şimdi ise bir ortaokul badminton takımının başında koçluk yapmaktadır ve koçluk kariyerinde büyük bir karizmaya sahiptir. Takım, 16 yaşındaki erkek ve kızlardan oluşsa da yetenek açısından henüz çok güçlü değillerdir. Ancak, takım zamanla, genç bir atletizm yarışmasına katıldıkça gelişir ve kendini gösterir.